Çin’in Tarihi Hatası

Çin 1800’lere kadar dünya ekonomisinin öncüsüydü. Büyük bir üretim deviydi. IMF’den Angus Maddison’ın yayınladığı bir araştırmaya göre 1820’lerde Çin tek başına tüm dünya üretiminin yaklaşık %45’ini gerçekleştiriyordu.

Elbette bu büyük üretim gücünün arkasında teknoloji de vardı. İpek, barut, kağıt gibi devrimci teknolojiler Çin’de icat edilmişti. Çinliler bilimde o kadar ileri gitmişti ki inşa ettikleri büyük filolarla okyanusları aşmış ve batılılardan yıllar önce bugünkü Amerika dahil dünyanın birçok yerini çoktan keşfetmişlerdi.

Ancak bu dönemden sonra 17. ve 18. Yüzyıllarda Çin tarihi bir hata yaptı. O dönemde başa gelen Çing Hanedanlığı tarıma değer veren ve ticareti kısıtlayan bir politika uygulayarak merkezi otokrasiyi güçlendirdi. Ayrıca “Haijin” (“deniz yasağı”) ve Edebi Engizisyon gibi teknik ve ideolojik yasaklar da uygulandı. Bunlar, sosyal ve teknolojik durgunluğa yol açtı.

Oysa tam bu devirde İngiltere’de ve Avrupa’da bilim ve teknolojiye önem verildi. Çinliler büyük gemi yapımını ve denizciliği yasaklarken Avrupalılar tüm dünyayı keşfetti ve sömürgeleştirdi. Elde edilen artı değerin de katkısı ile sanayi devrimi başladı.

Böylece Çin 1800’lerin başından itibaren emperyalist batılı güçlere boyun eğmek zorunda kaldı. 19. Yüzyıl boyunca Dünya üretimindeki payı %15’lere kadar düştü. 20. Yüzyılda ise %10’a geriledi. 100 Milyonlarca Çinli açlık ve savaşlar nedeniyle hayatını kaybetti. Japonya 2. Dünya Savaşı’nda başka devletlere yenilmeseydi, muhtemelen Çini tamamen işgal edecekti.

Çin bu felaketlerden artık komünizm elbisesini de giymiş tam merkeziyetçi ekonomik doktrini terk ederek ve yeniden dışa açılarak kurtuldu. Özel mülkiyet geri getirildi. Girişimcilik teşvik edildi. Kapitalist ticari işletmeler kuruldu. Ve en önemlisi dışarıdan 100 milyarlarca dolar yatırım gelmesine izin verildi.

Bu dışı açılma ve merkezilikten uzaklaşma politikasının sonucu olarak son yirmi yılda Çin dünya üretiminde yeniden %20’lere ulaştı. Ancak tam da zirveye giden yolda Çin tekrar büyük hatalar yapmaya başladı.

Bugünkü devlet başkanı Xi Jinping önce kendini ömür boyu tek lider seçtirdi. Milyarlarca dolar servete ulaşmış çeşitli iş insanlarının mal varlıklarına el konuldu. Alibaba’nın kurucusu Jack Ma bile bir ara aylarca ortadan kayboldu. Ademi merkeziyetçilik ve yabancılarla iş birliği yaklaşımı yerine yabancılara tepeden bakma ve dışa kapanma anlayışı tekrar hakim olmaya başladı.

Çin tarihi boyunca daima merkeziyetçiliğe önem veren bir uygarlık olmuştur. Ancak merkeziyetçi Çin hanedan ve bürokrasileri başarısız olduklarında köylü ayaklanmaları başlamış ve eskileri devrilip yeni hanedanlar işbaşına getirilmiştir. Bugün komünizimi benimsemiş Çin bürokrasisinin de aslında en büyük korkusu halkın isyan etmesidir.

Bu nedenle ekonomik büyümeye çok önem veriyorlar. Sürekli çok geri kalmış köylerden sanayileşen şehirlere akan 100 milyonlarca köylüyü tatmin edecek ekonomik büyüme sağlanamazsa tarihte her zaman olduğu gibi alttan bir isyan dalgası gelecektir. Bunu biliyorlar.

Merkeziyetçilik ekonomide başlangıçta iyi sonuç veren fakat sonradan bürokratikleşme ve yolsuzluklarla kaynak dağılımını bozarak verimliliği düşüren bir uygulamadır. Çin serbestleşmeyi terk edip tamamen merkezileşmeye döndüğü son yıllarda ekonomik büyüme hızını da kaybetmeye başladı. 2008 Krizi öncesi %10-15’lerde olan yıllık büyüme hızı %5’ler civarına doğru düştü.

Korkusu artan merkeziyetçi bürokrasi artık her vatandaşı yapay zekalı kameralarla takip ediyor. Vatandaşlara davranışlarına göre sosyal kredi skoru veriyor. Böylece bir kişinin ekonomik kredi bulması, iyi bir iş yapmasına, becerikli olmasına değil işte bu merkezi bürokrasinin isteklerine, ideolojisine hizmet etmesine bağlı. Elbette bu durum ekonomide verimliliği daha da kötüleştiriyor.

Çin merkezi hükümeti vatandaşlarını tam kontrol edebilmek için bir proje daha başlattı: Dijital Yuan.

Dijital Yuan aslında Bitcoin gibi bir kripto para. Ancak bağımsız ve tarafsız değil tamamen merkeziyetçi Çin hükümetinin kontrolünde. Dünyada merkez bankasına ait kripto para çıkarma konusunda en ileri gitmiş ülke şu anda Çin. Dijital Yuan sosyal kredi ve cep telefonu ile ödeme sistemleri ile bir araya getirildiğinde merkeziyetçi bürokrasi Çin’de tüm hayallerine kavuşmuş olacak. Nakit tamamen ortadan kaldırılacak. Merkeziyetçi hükümet vatandaşın tüm ekonomik hareketlerini, harcamalarını vs görebilecek. Devletin işine gelmeyen görüşlere sahip olan kişilerin ekonomik hakları veya kredibiliteleri anında kısıtlanabilecek.

Dijital Yuan’ın bu arzu edilen fonksiyonlarını bozabilecek bir tehdit var: Bitcoin. Bu nedenle eskiden beri Çin yönetimi Bitcoin’e soğuk baktı. Kademe kademe bu bağımsız kripto parayı vatandaşlarından uzak tutmaya çalıştı. Son dönemde Dijital Yuan testleri başarılı olunca Çin yönetimi aslında ülkeye büyük döviz kazandıran Bitcoin madenciliğine de yasak getirdi. Perşembe günü Çin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fan Yifei bu kez Bitcoin ve kriptopara piyasalarını klasik piyasalarla birleştiren stabil coinleri hedef aldı.

Tarihsel gelişime baktığımızda Çin Bitcoin’i dışlayarak çok büyük bir hata yapıyor. Bugünkü Çin yönetiminin planı Bitcoin’i Çin’den uzak tutmak ve Dijital Yuan ile sınırsız üretildiği için her gün kan kaybeden doların yerini almak. Bu amaçla 2018’de Çin kendi parası yuanı tekrar altına bağladı. Pekin yönetimi artık petrol alırken dolar ile değil yuan ile de ödeme yapıyor. Fakat petrol satıcıları bu yuanları istedikleri an Şangay Altın Borsası’nda altına çevirebiliyor.

Çin yönetimi bu şekilde hem vatandaşlarını anlık olarak kontrol edeceğini hem de görece sınırlı, altına bağlı bir Dijital Yuan ile doları devirebileceğini hesaplıyor. Ancak bu bilgi ekonomisinin dünyaya yayıldığı bir çağda büyük bir tarihi hata. Çin’in bugün Bitcoini yasaklaması tıpkı zamanında denizlere hakim olmak varken ve o teknolojiyi geliştirmişken birden denizciliği ve gemi yapımını yasaklamasına benziyor. Nasıl o zaman bütün dünya denizlerini kendi elleriyle rakiplerine terk ettiyse bugün de küresel para piyasalarını bizzat kendisi rakiplerine adeta hediye ediyor.

Teknolojinin ve iletişimin bu kadar geliştiği bir devirde insanlar ve ekonomik aktörler üstlerinde totaliter kontrol istemez. Sadece üretim yapmak yeterli değildir. O üretimi dünyada satacak çekici bir hikayenizin de olması gerek. Oysa Çin bugün dışa kapanarak, totaliter merkeziyetçiliğe geçerek ve Bitcoin gibi birçok özgürlüğü kısıtlayarak çekici değil çok itici bir hikaye yazıyor.

Kendileri bilirler. Tarihlerinden ders alsalar kendileri kazanırdı. Bitcoin ekonomik bağımsızlığı ve özgürlüğü getiriyor. Bu nedenle her geçen gün daha fazla insan, şirket ve hatta devlet Bitcoin’i benimsiyor. Çin’in son yasak hamleleri bir süre daha piyasaları baskı altında tutabilir. Ancak yakın dönemde Çin’in yapıp ettiklerinin artık Bitcoin ve diğer kriptovarlıklar için bir önemi kalmayacak. Bu yasaklama işinde kaybeden Bitcoin değil Çin’in kendisidir




9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör